fark etmek

fark etmek
1) görmek, seçmek

Boğaz'ın sisle kaplı olduğunu ancak ön güvertede bir yer bulup oturunca fark etmişti.

- A. İlhan
2) anlamak, sezmek

Öç almanın fırsatını yakalamış gibi konuştuğunu fark etti.

- T. Buğra
3) değişmek, başkalaşmak
4) ayırt etmek

Konuşma kesilmiyor, şimdi yabancı sesleri daha iyi fark etmekteyim.

- R. H. Karay

Çağatay Osmanlı Sözlük. 2010.

Look at other dictionaries:

  • fark — is., Ar. farḳ 1) Bir kimse veya nesnenin bir başkasıyla karıştırılmamasını sağlayan ayrılık, benzer şeyleri birbirinden ayıran özellik, başkalık, ayrım, nüans Aralarında sekiz, on yaş fark bulunmasına rağmen, iki akran gibiydiler. R. N. Güntekin… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • ortak fark — is., mat. Bir aritmetik dizide bir ögeyi elde etmek için ondan öncekine katılan sayı …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • temadi etmek — sürmek, uzamak, sürüp gitmek Bir zevk, bir lezzet temadi ederse artık fark olunmamaya başlar. H. C. Yalçın …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • göz ucuyla görmek — fark etmek Benim için dualar okuduğunu göz ucuyla görebiliyordum. A. Kulin …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • ayırmak — i, e 1) Bölmek Elmayı dörde ayırmak. 2) e, den Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak, saklamak Çocuklara pastadan biraz ayırdım. 3) Bir yeri bir engelle bölmek 4) den Birbirinden uzaklaştırmak 5) i Nitelik değişikliğini… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • yakalamak — i 1) Bir kimseyi veya bir şeyi elle tutmak Üç ince dalı birleştirerek sıkıca yakaladım. R. H. Karay 2) Kaçan kimseyi ele geçirmek, derdest etmek 3) Bir kimsenin gitmesini engellemek, durdurmak Bu defa Tevfik i dükkânın kapısında yakaladılar, aynı …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • ayrımsamak — i Bir şeyi anlamak, bir şeyi görmek, fark etmek Bu kadar yalın bir çizgide, eski konak hayatımızın bütün bir düzenini ayrımsarız. S. İleri …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • çakozlamak — i 1) Uygunsuz bir durumu fark etmek 2) argo Anlamak …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • duymak — i, ar 1) Bilgi almak, öğrenmek, haber almak Yaptıklarını duydum. 2) İşitmek, ses almak Çamaşırcı Fatma kadın annemin duymayan kulaklarına yalvarıyor. Y. Z. Ortaç 3) Dokunma, koklama vb. duyularla algılamak, hissetmek Yüzme denilen mucizeyi ancak… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • seçmek — i, er 1) Benzerleri arasında hoşa gideni seçip almak veya yararlanmak için ayırmak Ben bu kitabı seçtim. 2) Birine oy vererek bir göreve getirmek Biz sizi başkanlığa seçtik. 3) Üstün, iyi, uygun bularak yeğlemek Benim ne akla hizmet edip de… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”